31 Ocak 2013 Perşembe

“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat daha makul değil miydi?” ~ Sabahattin Ali 

Kitap + Blog



Ofiste birşeyler okuyorum, yazıyorum fotoğrafları. Kaç gündür yoğunluktan bir bloguma giremedim, bugün girdim yorumlar birikmiş. Bu blog dünyası ilginç bir dünya, insan çok şey öğreniyor. Mesela 2 dakikada "canımlı, cicimli" olunabiliyor. Ben özel hayatımda çok nadir "canım" derim insanlara gerçekten içimden geliyorsa. Tamam bu bir sevgi gösterisi olabilir ama karşınızdakini ne kadar tanıyorsunuz ki hemen sizin "canınız" oluyor?

Gerçekten insanın bir patlama noktası var. Twitter'ı da ondan kapattım zaten, "canımlar,cicimler" sonra yersiz laf sokmalar. İnsanların kendisine saygısı kalmamış ki başkalarına saygısı olsun. Çekilemeyecek bir noktaya gelmişti anlayacağınız. Ben bu blogu kendi mutluluğum için açtım; birşeyler öğreneyim, yazayım, paylaşayım ve isteyen de takip etsin, fikir, görüş alışverişleri yapalım. Güzel yorumlar geliyor sağolun ama cidden bazen öyle yorumlar geliyor ki yani cevap versen bir türlü vermesen bir türlü. Hani "bloguma beklerim" yazılarından birçok blogger şikayetçi ya onun gibi daha neler var rahatsızlık veren. Sırf kimse kırılmasın diye anlamsız sorulara cevap verme mecburiyetinde hissettiğim zamanlar oldu ama bundan sonra üzülmeyin, kırılmayın her yoruma cevap verecek değilim. 

Blogumda birçok şey paylaştım bu zamana kadar, sevdiğim şeyleri yaptım bundan sonra da sevdiğim şekilde blogumda yayınlar yayımlayacağım ama bazı değişiklikler düşünmekteyim açıkçası. Özellikle geçen sene hiç istemediğim şekilde "taklit" durumları yaşadım. Kitap bloglarında birbirine benzer konular, bazı standart yazın tarzları olabilir ama direkt olarak blogumun ismi bile taklit edildi. Bu gibi şeyler insanı yıpratıyor, üzüyor. Yani zamanla birçok şey birikiyor ve sıkıntı veriyor. Biraz içerikle ilgili değişiklikler yapacağım. Çünkü insan hayatı hep aynı ilerlemiyor, zevkler, düşünceler değişiyor. Zaten hayat hep aynı tempoda ilerlese sıkıcı olurdu. 


26 Ocak 2013 Cumartesi

Bir Cumartesi Gecesi Ne Okuyorum?

Daha fazla dayanamadım ve sonunda Ölümcül Merhamet'e başladım. Bu kitabı öyle merak ediyordum ki DEX'ten çıkacağını duyduğumda çok sevinmiştim, şimdi keyifle okumayı planlıyorum.

İşte bir kitaba başlarken en sevdiğim şeylerden biri ^.^ 

Siz neler okuyorsunuz bu hafta sonu? Hepimize keyifli okumalar!

23 Ocak 2013 Çarşamba

Obsidiyen (Lux #1) - Jennifer L. Armentrout

Orijinal ismi: Obsidian (Lux #1)
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Çeviren: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: DEX
Tür: Bilim Kurgu, Genç Yetişkin
Seri: Birinci Kitap
Sayfa sayısı: 360

Tanıtım Yazısı:  Her şeye yeniden başlamak çok berbat.Annemle birlikte Batı Virginiaya taşındığımızda, kendimi sıkıcı işlere adamıştım, ta ki tüyler ürpertici yeşil gözleri ve kaslı vücuduyla yan komşumuz karşımda dikilene kadar.
Ama işler tahmin ettiğiniz gibi gitmedi.O, ağzını açtı.Daemon hem kabaydı hem de kendini beğenmiş bir pislikti.
Birbirimizden hoşlanmamıştık. Tam hikâye burada bitiyordu ki bir kazaya uğradım ve Daemon zamanı dondurarak beni kurtardı.Yakışıklı uzaylı komşum üzerimde bir iz bırakmıştı.Yanlış okumadınız. O, bir uzaylı. Daemon ve kız kardeşinin yeteneklerini çalmak isteyen düşmanları vardı ve Daemonın bıraktığı iz bütün düşmanları başıma toplamıştı.Bu korkunç durumdan canlı kurtulmak içinse tek yapmam gereken üzerimdeki uzaylı izi etkisini yitirene kadar
Daemonın yanından ayrılmamaktı.

"Obsidiyene bayıldım. Romanı bir gecede bitirmeye, kendinizi Daemona kaptırmaya ve serinin ikinci kitabı için sabırsızca beklemeye hazır olun."
Deborah Cooke, The Dragon Diaries

"Daemon ve Katy, ateşle barut gibi. Her bölüm nefesinizi kesecek ve dahası için yalvaracaksınız."
Jus Accardo, Touch

"Armentroutun yeni serisinin ilk kitabı başından sonuna hiç
azalmayan bir heyecanla akıp gidiyor."
RT Book Reviews

Neden Okudum? Bilim kurgu benim en sevdiğim türlerden biri, genç yetişkin romanlarında genel olarak daha romans ağırlıklı olarak karşımıza çıksa da ilgi çekiciliğini kaybettirmiyor bu. Obsidiyen'i okuma nedenlerimin başında bilim kurgu oluşu geliyordu ve yazarın daha önce Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabını okumuştum ve çok sevmiştim o nedenle bu kitabın da iyi olabileceğini düşünerek okumaya karar verdim.

Kapak Tasarımı: Üzgünüm ama hiç beğenmedim. Ben zaten her yazımda bunu dile getiriyorum, illüstrasyonları kitap kapaklarına daha çok yakıştırıyorum. Örneğin aynı yazarın Melez Sözleşmeleri serisinin kitap kapakları şahane. Fotoğraflı kapaklar yaratıcılığı kısıtlıyor, zihninizde karakteri bu şekilde düşünmeye zorluyorlar sizi. Kitap okumanın en güzel yanı sizi hayal kurmaya teşvik etmesi, kendi zihnimde yarattığım karakterler daha ilgi çekici oluyor. Kısaca bu nedenlerden ötürü fotoğraflı kapakları çok nadir beğeniyorum ama bu kapak beğendiklerim arasında değil.

Yorumum: Bu kitap o kadar çok konuşuldu ki ister istemez bir önyargıyla yaklaşıyorsunuz; herkes çok sevdi, Daemon süper über bir karakter... gibi düşünceler kitabı okumadan önünüze çıkıyor ve sizi sarmalıyor. Bir de kitabın tanıtım yazılarında belirtilen "uzaylı" olma durumu var ki işte bunların hepsi bir spoiler değeri taşıyor benim gözümde. Spoilerdan hoşlanmıyorum, kim hoşlanır ki diyemem çünkü bundan gerçekten çok hoşlananlar, ağızlarında bakla ıslanmayanlar var. İşte bu nedenle çok heyecanlandığım bu kitaptan daha okumadan soğudum ben. Sonrasında kitabı okuyunca çok sevdim o ayrı ama ipuçlarıyla bezenen zihnim okurken rahat olmadı ne yazık ki.

En önemli ana karakterlerden birinin "uzaylı" olduğunu keşke önceden bilmeseydim dedim hep, çünkü bu o kadar önemli ki kitabın başından yarısına kadar aslında bunu bilmememiz gerekiyor. Sonuçta hikâye Katy'nin gözünden anlatıyor, ben okurken onun yaşadıklarını yaşamalı, onun hissettiklerini hissetmeliyim, şüpheleneceksem de o şüphelendiği için olmalı bu ki kitabın keyfini çıkarayım. İşte bu nedenle "uzaylı"lardan baştan haberimiz olmasa kitap çok daha ilgi çekici olabilirdi.

Aslen kitap oldukça ilgi çekici ve keyifli, süratle sıkılmadan bir oturuşta okunabilir. Dediğim gibi benim için ilgi çekiciliğini kaybetmesi spoiler (ipucu) içerikli etkenlerin fazlalığıydı. Sonuçta Katy bir "merak" duygusunu oldukça uzun bir zaman yaşıyor kitapta ve keşke okuyucu olarak bunu ben de yaşasaydım başlarda. Ancak sonrasında işler çözümlenmeye başlıyor ve farklı olaylar (bilmediğim olaylar) ve karakterler işin heyecanını artırıyor, işte bu nedenle kitabın yarısından sonra daha büyük bir keyif aldım Obsidiyen'i okumaktan.

Genel olarak bahsettiğim olumsuz koşullara rağmen kitabı çok sevdim, hikâye gerçekten güzel ve bir kez daha anladım ki Jennifer L. Armentrout gerçekten başarılı bir genç yetişkin roman yazarı. Obsidiyen başarılı bir genç yetişkin bilim kurgu örneği ve kesinlikle serinin devamını merakla beklemekteyim ama bu sefer spoilerlara karşı daha dikkatli olacağım.

Puanlama: 




Superman: Earth One, Volume 2 - Straczynski, J. Michael

Orijinal ismi: Superman: Earth One, Volume 2
Yazar: J. Michael Straczynski
Çizer:  Shane Davis
Dil: İngilizce
Yayınevi: DC Comics
Tür: Grafik Roman
Seri: İkinci Sayı
Sayfa sayısı:136

Tanıtım Yazısı:  Following the events of the NEW YORK TIMES bestselling graphic novel by acclaimed writer J. Michael Straczynski and superstar artist Shane Davis, comes the long awaited sequel SUPERMAN: EARTH ONE VOL. 2!Young Clark Kent continues his journey toward becoming the World's Greatest Super Hero, but finds dealing with humanity to be a bigger challenge than he ever imagined! From a ruthless dictator to a new love interest who's NOT Lois Lane, things are never easy for this emerging Man of Steel.

And the worst is yet to come, in the form of a man-monster with an insatiable appetite, the Parasite! The only thing that might appease his hunger is The Last Son of Kryptonian! But that will also mean he will have Superman's powers without his conscience, and Kal-El cannot come anywhere near him, even though he has to stop him!

Neden Okudum? Serinin ilk sayısını geçen hafta okumuştum ve beğendiğimi yazmıştım, elimde olan ikinci sayıyı bir an önce okumak için sabırsızlanıyordum ve bu sabah vaktim olunca hemen elime aldım ve bitirdim. İlk sayı devam etmek için önemli bir nedendi çünkü daha önce de yazdığım üzere Superman'in daha önce çıkan çizgi romanlarını okumadım, ama bu yeni bir seri, herşey baştan anlatılıyor ve açıkçası okuma nedenlerimden en önemlisi de bu.Genç Superman'in kendini arayışını pek sevdim ben.

Kapak Tasarımı: Bu sayının hikâyesine uygun güzel bir kapak olmuş. Bu sayıda daha güçlü, daha kendinden emin bir Superman karşımıza çıkıyor ve bu kapak da bunu iyi yansıtıyor. Filmlerinde göremeyeceğimiz kadar etkili bir Superman tasviri bu bana göre.

Yorumum: İlk sayıda Clark'ın nasıl Superman kimliğine büründüğünü görürken bu sayıda Superman olmanın zorlukları, buna alışma süreci ve bir süper kahraman olarak yaşadığı iç çatışmalara şahit oluyoruz.

Gerek Lois'in yaptığı araştırmalar, gerek Clark'ın geriye dönük hatırladığı olaylar bize Clark'ın "farklı" biri olarak insanlar arasında yaşamanın ona getirdiği zorlukları ve hissettiklerini ortaya döküyor. Yalnızlık kavramı onun hayatının şekillenmesinde önemli bir rol oynarken bu kavramın onu nasıl "iyi" olmaya ittiğini ve "doğru"yu bulmasını sağladığına şahit oluyoruz ama bir taraftan da bu sayının "kötü" adamı Ray açısından da "farklı" olmanın onu nasıl "kötü" olmaya ittiğini görüyoruz. Bu çatışma "iyi" ve "kötü" olmanın ya da olmayı seçmenin aslında ne kadar kolay olduğunu da gösteriyor. Yaşadıkları farklı deneyimler ama bir taraftan da hissettikleri aynı duygular onları bir yol ayrımına sürüklüyor. Ray seçimleri sonucunda kız kardeşini kaybediyor, Clark seçimleri sonucunda bir süper kahraman oluyor. Hayat onlara verdiği zorluklarla sınıyor ve görüldüğü üzere onlar bu yolda ya kazanıyor ya kaybediyor.

Ray ile birlikte asıl hikayemiz yani Superman'in hikayesi de şekilleniyor. Adım adım onun kendini buluşuna, hayatını şekillendirmesine biz de şahit oluyoruz. Ancak bir taraftan işler onun düşündüğünden daha karmaşık bir hâl alıyor. Süper kahraman olmak da sanıldığı kadar kolay değil. Askerî üste işler karmakarışık bir hâl alıyor ve karşımıza tanıdık bir isim çıkıyor: Luthor =D Haha bu beni çok sevindirdi ama karşımızda bu sefer 2 Luthor var ki bu işi daha da ilginçleştiriyor. Bir sonraki sayıyı ise sabırsızlıkla bekliyorum.

Puanlama: 



22 Ocak 2013 Salı

Kitaplar, Kırtasiye, Twitter...


Bu hafta sonu uzun süredir okuduğum Obsidiyen'i bitirdim, yakında blogda kitapla ilgili yorumumu yazacağım ama ondan önce oldukça beğendiğimi söyleyebilirim.

Genelde yaptığım birşey iki kitabı aynı anda okumak, ama iyi olmuyor, Kürk Mantolu Madonna'yı o yüzden bir kenara kaldırmış önce Obsidiyen'i bitirmeye çalışmıştım. Şimdi o bittiğine göre Kürk Mantolu Madonna'yı rahatlıkla okuyabilirim.

Uzun süredir düşündüğüm bir şeyi de gerçekleştirmeye karar verdim bu hafta sonu. Beni twitter'dan takip eden varsa bilir, ben twitter hesabımı hem blog için hem de kişisel hesabım olarak kullanıyordum ancak kişisel hesabım olarak kullanmanın pek de doğru olmadığını düşünmeye başladım, blog içinse yazdıklarımı oradan paylaşmama artık gerek olmadığını düşünüyorum, yazdıklarımı takip etmek isteyenler blog sayfama bakarak takip edebilirler (blog izleme seçeneği de var sağ tarafta), ben birçok kişiyi böyle takip ediyorum. Bu nedenle Renkli Kitap Twitter adresi silinmiştir. Bundan böyle twitterda yokum. Facebook sayfam şimdilik duruyor.


Bu fotoğrafta gördüğünüz defterleri instagramda paylaştığımda çok beğenildi, burada da paylaşayım dedim kırtasiye severlerle. Defterler ince, tek ortalı ve biri kareli biri çizgisiz, markası "GIPTA" ve ben tanesini 2TL'ye aldım. Oldukça ucuz ve çok sevimliler. Kalemler Faber Castell marka, altın rengi ve desenli, sanırım onların da tanesi 1TL idi.

Şimdilik bu kadar, kitabıma geri döneyim.


18 Ocak 2013 Cuma

Superman: Earth One - Straczynski, J. Michael

Orijinal ismi: Superman: Earth One
Yazar: J. Michael Straczynski
Çizer:  Shane Davis
Dil: İngilizce
Yayınevi: DC
Tür: Grafik Roman
Seri: Birinci Sayı
Sayfa sayısı:136

Tanıtım Yazısı: J. Michael Straczynski, the creator of Babylon 5, joins forces with rising star artist Shane Davis (SUPERMAN/BATMAN: THE SEARCH FOR KRYPTONITE) to create this original graphic novel that gives new insight into Clark Kent’s transformation into Superman and his first year as The Man of Steel. This is the first in a new wave of original DC Universe graphic novels, featuring top writers’ and illustrators’ unique takes on DC characters.

Neden Okudum? Bu senenin ilk kitabı aslında bir çizgi roman serisinin ilk sayısı oldu. Saga isimli bu serinin şimdiye kadar çıkan bütün sayılarını okuduktan sonra yorum yapmayı planlıyorum. Derken dün Superman'in ne zamandır okumak istediğim bu serisine başladım ve blogumda 2013'de ilk yorumladığım kitap da bu olmuş oldu. Dediğim gibi uzun zamandır okumak istiyordum ve bu sene almış olduğum kararlar neticesinde dün kısa bir sürede bu sayıyı okudum. Geçen sene ne yazık ki çok fazla çizgi roman okuyamamıştım, birkaç manga ve birkaç sayı çizgi roman dışında fazla birşey okuyamadım. Bu sene daha önce blogumda da paylaştığım Çizgi Roman Okuma Hedefi kendime belirleyerek güzel bir başlangıç yaptım ve hevesle okumak istediğim çizgi romanları edinmeye başladım. Dediğim gibi ilki Saga oldu, sonrasında da Superman'in bu serisi.

Superman'in daha önce çıkan çizgi romanlarını okumadım, ama bu yeni bir seri, herşey baştan anlatılıyor ve açıkçası okuma nedenlerimden en önemlisi de bu. Superman karakteri diğer süper kahramanlar içersinde en sevdiğim değil ama hikayesini iyi bildiğim karakterlerden biri, filmlerini ve Smallville'i de izlemiş olmam bunda bir etken. O nedenle hikayenin baştan anlatıldığı bu seriye başlamanın keyifli olacağını düşündüm ve ilk sayıyı okudum.

Kapak Tasarımı: İllüstrasyon en sevdiğim şeylerden biri, o nedenle çizgi roman okumaya bayılıyorum. Fotografik kitap kapaklarının moda olduğu günümüzde illüstrasyonlu bir kitap kapağı gördüğümde mutluluktan uçuyorum. (Böylelikle bir kez daha fotoğraflı kitap kapaklarını ne kadar sevmediğimi vurgulamış olmaktan mutluluk duyuyorum).

Superman: Earth One'ın kapağına gelecek olursak; öncelikle yorumumun Superman'in önceki serilerindeki çizimlerle bir karşılaştırma olmadığını bilmeniz gerekir zira ben hiçbirini okumadığımı daha önce de belirttim. Bu kapakla ve belki de ekleyecek olursak içerikteki diğer çizimlerle ilgili olarak çizimleri beğendiğimi söyleyebilirim. Her ne kadar benim yıllar süren Superman karakteri izlenimlerimle zihnimde oluşan ve artık yer eden figürü yansıtmasa da genç Superman'in/Clark Kent'in buradaki tasviri de başarılı. Diğer çizimler de gayet hoşuma gitti. Lois her zamanki gibi çok hoştu. Kısacası genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.

Yorumum: Yorum yaparken en sevmediğim şey özet yazmak ki zaten yazarsam iş yorum olmaktan çıkar, ayrıca okuyacağınız ya da okuduğunuz birşeyin özetini neden görmek isteyesiniz ki? Hikaye bildiğimiz Superman hikayesi; ilk sayı olduğu için Superman'le ilgili bazı özel detayların verilmiş olması ve bunları okumak keyifliydi. Ben açıkçası okurken çoğunlukla eğlendim, hatta yer yer kahkaha attım ki ciddi sayılabilecek durumlardı bunlar ama nedeni zaten bildiğim şeylerle ilgili verilen ayrıntıların hoşuma gitmiş olmasıydı.

Başlangıç olarak Superman'in kendini arayışına şahit oluyoruz. Varlığı, ne olduğu, ne olmak istediği bunlarla ilgili soruları ve ailesinden aldığı cevaplar ve sonuç olarak nasıl "Superman"e dönüştüğünü gözlemliyoruz. Bu açıdan dikkatimi çeken bazı detayları özellikle diyalogları alıntılamak istiyorum.

İlk olarak Clark'ın annesiyle olan konuşmaları dikkat çekiciydi. Kıyafetinden, neden üstünde "S" harfi olduğundan bahsettikleri yer çok eğlenceliydi. Örneğin:
Martha: People will be looking at the colours instead of your face.
Clark: Wouldn't it be easier if I had a mask or something?
Martha: Yes, it would... But you can't ever wear a mask.
Clark: Why not?
Martha: When people see what you can do, when they see how powerful you are, they are going to be terrified. A mask would only add to dead. They will need to see your face, so they can see that there is no evil in it... to see the gentleness and decency in you... and know that they have nothing to fear.
Martha ve Clark arasında geçen bu konuşma Superman'in neden bir maskesi olmadığına değinirken adeta diğer maskeli süper kahramanlara da atıfta bulunuyor. Clark bu sayıda birçok düşüncesiyle geri dönüşler yaşatıyor bizlere ve kendi "arayışında" bizlerin de aklında olabilecek bazı sorulara da cevap vermiş oluyor. Ben bu alıntıyı okuduğumda çok güldüm açıkçası, öncelikle şunu söyleyeyim ben daha çok "Batman" fangirlüm diyebilirim =D O nedenle burada maskeli süper kahramanlara atıfta bulunulması çok komik geldi. Annesi haklı olarak Clark'a bebe suratının, temiz yüzünün insanlara güven duygusu aşılayacağından bahsediyor ve kendini gizlemesine gerek olmadığını söylüyor. Eh tabii bu yönden hak verebiliriz kendisine mantıklı bir açıklamada bulunuyor. Ancak Clark'ın hikâye boyunca gelgitleri ve kendini arayışı sonuçlanırken birden karşıma çıkan şey beni kahkahalara boğuyor;


Alın size "maske"! Hahaha! Clark Kent de bir şekilde annesinin sözünü dinlemiyor ve kendisine maske ediniyor. Diyeceksiniz ki kostümünde maske yok, o annesinin sözünü dinledi ama sonuçta yine de kendini gizlemekten alıkoyamıyor. Madem bir süper kahraman olarak bu kadar cesur, neden gerçek hayatta da bu kadar cesur olamıyor?

Clark'la annesi arasında geçen bir diğer konuşma da dediğim gibi "S" harfine açıklık getiriyor.
 Clark: Why an "S" ?
 Martha: Your father and I had a disagreement about that. I wanted some sort of symbol for you, and figured "S" was right because you're a Son of whatever world sent you here just as you are a Son of Earth.
Gördüğünüz üzere, eğer "S"lere dikkat ettiyseniz, bu harf "Süper" olmaktan daha çok şey ifade ediyormuş =) Komik ama mantıklı güzel bir açıklama olmuş, dediğim gibi ben çok eğlendim okurken, biraz da ilk sayı oluşundan olmalı çünkü birçok şeye açıklama getirmişler ki hem Süperman kendini bulabilsin hem de geçmişle gelecek arasındaki bu bağlantılar kurulabilsin. Yine de biraz zorlama değil mi Marthacım, demekten de kendimi alamıyorum;D

Dediğim gibi Superman bir arayış içersinde ve burada da ona en çok babası yol gösteriyor, birgün gelecek "kendin olacaksın" diyor ona ve o günün gelmesi için de tabii ki kötü adamımız ortaya çıkıyor. Burada beni en güldüren şey, Süperman ve kötü adamımız hararetli bir çatışma / dövüş içersindeyken adamımız duruyor ve birden neden onunla dövüştüğünü, planlarını vs. uzun uzun anlatıyor. Ben burada kahkaha atarken Süperman de  bunu sorguluyor ama cevap? Ne yazık ki yok =D

Ciddi eğlendim sizin anlayacağınız bu sayıyı okurken ve bu yüzden seriye devam etmek için sabırsızlanıyorum, şimdi ikinci sayı da elimde var ve merak ediyorum bakalım neler olacak? =D Yine de şunu da belirtmeliyim Smallville'dense açıkçası bu seriyle Clark'ın Süperman'e dönüşmesini gözlemlemek daha hoş. Uzun bir süre Lana işkencesini çekmek ve Lois'e kavuşmayı beklemek çok sıkıcıydı, ayrıca bir de ergen Clark görmektense bir genç yetişkini izlemek daha keyifli olacak.

Puanlama:  

14 Ocak 2013 Pazartesi

2013 Çizgi Roman Okuma Hedefi


Kitap severler genelde "reading challenge" yapmayı ya da Türkçesi "okuma hedefi" koymayı severler, en azından ben seviyorum ve görüyorum ki goodreads ya da vikitap gibi sosyal kitap ağlarında da pek seviliyor =) Ben de bu gece sevdiğim bir blogda çizgi roman hakkında bir şeyler okurken aklıma bu geldi, okuma hedefimin yanında bir de çizgi roman okuma hedefim olsun, bunu herkesle paylaşayım ve isteyenler katılsın dedim.

Ben çizgi roman ya da grafik roman okumayı çok severim, eğer sizde benim gibi bundan hoşlanıyorsanız siz de belirli bir okuma hedefi belirleyebilir ve bu etkinliğe katılabilirsiniz, ben de çok memnun olurum (yukarıdaki resmi de kullanabilirsiniz). Eğer blogunuzda ya da başka bir yerde bundan bahsederseniz bana da yorum bırakmayı unutmayın, ben de sizin hedefinizi öğrenmeyi çok isterim ;)

Biliyorsunuz çizgi romanlar çok ince sayılara sahip olabiliyor, grafik romanlarsa onlara nazaran bir roman kalınlığında oluyorlar. Ben ortalama bir hedef koyuyorum kendime ve diyorum ki;

2013 Çizgi Roman Okuma Hedefim: 200

Evet güzel bir hedef belirlediğimi düşünüyorum, bundan az da olabilir fazla da olabilir önemli değil; beni mutlu eden okuma keyfimi ve şevkimi artıran bir hedef koymuş olmak, bu açıdan bu tür etkinlikleri çok seviyorum.

Yorumlarınızı bekliyorum, keyifli okumalar!


Bugün Kargoyla Ne Geldi?


Aslında bu ay aldığım kitaplarla ilgili bir video çekeceğim ama bunu yazmadan edemedim. Bugün kargoyla DEX Yayınları'ndan harika bir kitap geldi. Fotoğrafta gördüğünüz Ölümcül Merhamet Ölüm'ün Hizmetkârları serisinin ilk kitabı. Bir süredir okumak istediklerim listemdeydi, o yüzden çok mutlu oldum. Kitabın yazarı Robin LaFevers ve konusu da kısaca şöyle;

Genç, güzel ve ölümcül.On yedi yaşındaki Ismae, babasının onun için yaptığıanlaşmalı evlilik dehşetinden, gizemli bir keşiş tarafından kaçırılır.Götürüldüğü manastır, Ölüm Tanrısı Aziz Mortain için eğitilen,kendisininki gibi garip yara izleri taşıyan kızlarla doludur.Burada, Ölüm Tanrısı’nın onu tehlikeli hediyelerve korkunç bir kaderle kutsadığını öğrenecektir.Manastırda kalmayı seçerse rahibeler tarafından bir suikastçı olarak yetiştirilecek ve Ölüm Tanrısı’nın intikamını alacaktır.Ismae çok önemli bir görev için Breton sarayına gönderilir;hem entrika ve ihanetin ölümcül oyunlarınahem de yapması imkânsız seçimlere karsı savunmasızdır:Ismae, Tanrısına mı yoksa kalbine mi hizmet edecek?
Teşekkürler DEX!



12 Ocak 2013 Cumartesi

Okunmayı Bekleyen Kitaplar


Fotoğrafta gördüğünüz rakam; 70 (!) benim kitaplığımda okunmayı bekleyen kitap sayısı. Bu hem mutluluk verici; çünkü okunacak bir sürü kitabım var, hem de üzücü çünkü yeni kitap almamam lazım =/ Bu kitapları bir an önce tüketip aylık alışveriş yapmak istiyorum ama bunun için zaman lazım.

Bu sene 120 kitap hedefi koydum kendime; kimilerine göre çok benim için güzel ve okuma şevkimi artıran bir rakam. Bu arada insanların okuma hedeflerinin eleştirilmesi hiç hoşuma gitmiyor. Bana göre yılda 20 kitap ya da 120 kitap isteyen istediği hedefi koyabilir, bunu eleştirip insanın okuma şevkini kırmanın bir anlamı yok. Sonuçta 120 yazıp onun yerine 50 kitap okusam ne olur ki? Eğer bu beni mutlu ediyorsa istersem 300 yazarım, eleştiriler bazen gerçekten çok yersiz, kırıcı ve saçma olabiliyor.



Neyse efendim, dediğim gibi 120 hedefim var bu da ayda 10 kitap demek;  eğer böyle bir okuma planını başarabilirsem yukarıda görmüş olduğunuz rakamı 7. ayda yani Temmuz ayında tamamlamış oluyorum. Ayda 10 kitap tabii her zaman tutturulamayabilir, bazen belki 11 belki 9 ama ulaşılamayacak bir rakam değil çünkü kimi kitap çok ince olabiliyor ya da daha hızlı okunabiliyor. Bazı kitaplar o kadar rahat okunuyor ki 2 günde bitiyor. Bu açıdan yapabildiğimin en iyisini yapmaya çalışacağım. Gerçekten en kısa zamanda evdeki okunacak kitapları azaltmak beni mutlu edecek =)

Böyle okuma planları da yapmak hoşuma gidiyor =) Bazen defterime yazıyorum, bazen burada paylaşıyorum; okuma şevkimi artıyor bu daha çok, mutlu oluyorum ;)


10 Ocak 2013 Perşembe

Eleştirel Teori


NTV Cep Kaynağı serisinden Eleştirel Teori en sevdiğim kitaplarımdan biri. Ara ara elime alıyorum, okuyorum, düşünüyorum, not alıyorum. Özellikle üniversitede aldığım dersleri hatırlatıyor bana; eleştiri konusunu hep sevmişimdir.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Bu Gece...


Dışarıda kar, soğuk; evde sıcak çay, kalem defter, gofret... ve tabii ki kitap ;) Siz neler yapıyorsunuz bu gece? =)





7 Ocak 2013 Pazartesi

Kar Okumaları ve Kar Tatili Üzerine

Dışarıda kar yağıyor ve siz sıcacık evinizdesiniz, o zaman yapılacak en güzel şey nedir? Tabii ki sıcak bir içecek eşliğinde kitap okumak =D En azından benim için öyle. Bugün iş yerinde hep onu düşündüm şimdi evde olsam da aynen bu anlattığım şekilde kitap okusam diye =) Benim bulunduğum şehirde okullar tatil edildi ama ne yazık ki bizim üniversiteden ses yok ve kar da yağmaya devam ediyor, sabah işe gitmek oldukça zor olacak ve birçok öğrenci gelemeyecek buna eminim. O yüzden şimdiden okula ara verildiğini söyleseler çok güzel olur. Bir de tatil istememizi eleştirenler var twitter'da falan görüyorum, ben kendi adıma  1 gün bile tatil yapmadan senelerce çalıştığımı biliyorum, şimdi karda, buzda bir gün tatil yapmayı istemem suç mu? Ayrıca boş konuşan insanlara şunu da söyleyeyim işe gidilmeyen günlerin telâfisi mutlaka yapılır, yani hiç kimse mağdur olmaz böyle durumlarda. O yüzden birşeyler atıp tutmadan önce biraz mantıklı düşünmekte yarar var.



Bu gecenin okuması Obsidiyen olacak, yanında da sahlep eşlik edecek diye düşünüyorum--henüz karar veremesem de =) Eğer yarın tatil olursa da güzel bir okuma planı yapacağım kendime, boş vakitleri değerlendirmek lazım =)

Bu arada çok güzel kitaplar aldım ve kargodan da şahane kitaplar geldi (DEX - Doğan Kitap). Hepsini paylaşmak istiyorum ama video çekmeye vakit bulamadım şu sıralar, belki fotoğraflı yazılar yayımlarım ;)

Sizin kar okumalarınız neler? Paylaşırsanız sevinirim ;)

Keyifli okumalar.


5 Ocak 2013 Cumartesi

Hafta Sonu ve Okuma Alışkanlığı Üzerine Notlar


Perşembe günü her zaman olduğu gibi Cumhuriyet Kitap günüydü. Ben bir dergi alınca ilk yaptığım şey bütün sayfaları incelemek oluyor, sonraki günlerde detaylı bir şekilde okuyorum. O gece de öyle yaptım, her bir sayfayı iyice inceledim beraberinde gördüğünüz üzere Kinder Sürpriz Yumurta'm bana eşlik etti=) Haftaya Perşembe gününe kadar ben artık dergiyi keyifle, her bir detayını okurum =) Çok seviyorum Cumhuriyet Kitap ekini.

Bu hafta yine kitap alışverişi yaptım, tutamadım kendimi. Ama öyle güzel kitaplar aldım ki, nasıl mutluyum anlatamam. Geçen sene pek her istediğimi okuyamadım, arayış içindeydim sanki ama bu sene sanırım eski alışkanlıklarıma geri dönüyorum, çok daha mutluyum. Neler aldığımı da paylaşırım yakında blogda. 



Bu hafta sonu elimde Kürk Mantolu Madonna ve Obsidiyen var. Aslında bir kitap daha okuyorum ama o işle ilgili ve araya başka başka okumalar da karıştırıyorum =)) O yüzden hep kitapları okumam uzun sürüyor, arada bir sürü şey okumaya bayılıyorum =D Bir de o anki okuma isteğime göre şekilleniyor ne okuyacağım, aslında kimi zaman da bir kitabı elime alıp kısa sürede bitirdiğim de oluyor, böyle ilginçlikler işte ;) Neyse efendim, Sabahattin Ali'yi keşfetmek büyük bir mutluluk verdi bana, bu kitap güzel diyordu herkes ama bu kadar güzel, bu kadar derin olabileceğini düşünmemiştim. Başlarda çok ağladım, sonra elime almaya korktum, şimdi 89. sayfadayım çok ilginç gelişmeler oluyor, bambaşka bir kitap, bambaşka bir yazar. Dedim ya eski alışkanlıklarıma geri dönüyorum diye, bu kitap bir dönüm noktası oldu adeta, çok mutluyum.

Obsidiyen DEX Yayınları'nın yeni incilerinden, çok keyifli bir genç yetişkin romanı. Genç yetişkin sevdası bambaşka birşey, bu türün değer kazanması beni mutlu ediyor, çünkü ülkemizde ya da yurt dışında birçok genç bu tür sayesinde elinden kitapları bırakamıyor, okuma alışkanlıkları güçleniyor. Ben de keyif alıyorum bu tür kitapları okurken, oldukça yaratıcı olduklarını düşünüyorum.

Okumak güzel şey; kitap okumak, dergi okumak, gazete okumak... insanların ne okuduklarının eleştirilmesi hoşuma gitmiyor, tamam ben de çok kızıyorum her önüne gelenin kitap yazmasına, ben yazarım demesine; tabii ki bu kadar kolay değil bunlar. Ama mesela çok eleştirilen Grinin Elli Tonu kitabını okuyanların eleştirilmesini anlamıyorum. İnsanlar okusunlar ne var ki, sonuçta okudukça ufkumuz açılır, her bir okuduğumuz yazın türü farklı düşüncelere, farklı görüşlere sahip olmamızı ve bunları olumlu yönde geliştirmemizi sağlar. Unutmayalım ki eleştirmek için de okumalı ve öğrenmeliyiz. O yüzden hiçbir şekilde okuyanın eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Okumak asla vakit kaybı değildir, iyi olanı fark edebilmek, anlayabilmek için de kötü olanın "neden kötü" olduğunu bilmemiz ve bunun hakkında "fikir sahibi" olmamız gerekir.

Okumak gerçekten güzel bir alışkanlık. Ben hem bir edebiyatçı hem de bir üniversite hocası olarak ne yazık ki kitap okumayı sevmiyorum diyen kişilerle karşılaştığımda çok üzülüyorum. Düşünün bir üniversite öğrencisi okumaktan nefret ediyorum diyor, bu ne kadar üzücü. Üstelik sadece kitap okumak değil bu, herhangi bir şeyi okumaktan nefret ediyorlar, üzgünüm ama bu sözü söyleyenlerin sayısı oldukça fazla, ne yazık ki ben çok şahit oluyorum. Peki neden üzücü; çünkü okumayı sevmeyen toplumların gelişme oranının pek de yüksek olmayacağının hepimiz farkındayız. Okumak hem çok kolay hem de çok zor bir eylem. Kolay çünkü elinize bir kitabı alıp rahat bir koltuğa kurulup rahatlıkla saatlerce bir kitabın içinde kaybolabilirsiniz. Zor çünkü o sırada televizyonda okuyacağınız kitabın filmini kısa sürede izleyebilir, ya da internette özetini okuyabilirsiniz. İşte bu yüzden okuma alışkanlığının çok küçük yaşta bireylere kazandırılması çok önemli, ama okumayı sevmeyen neseiller bir gün gelipte kendi evlatlarına bu okuma sevgisini nasıl aşılayacaklar? Bunun içinde iyi bir eğitim sistemine sahip olmak önemli ki ailelerin eksik kaldığı yerleri onlar doldurabilsin. Ama bir üniversite öğrencisi ben okumayı hiç sevmiyorum, kitaplar öldü artık diyorsa (ve bu kişilerin sayıları ne yazık ki çoksa) böyle kişilerin yetiştiği eğitim sistemini de sorgulamak gerekir. Görüyorsunuz ya herşey bir zincirin parçası...

Sonuç olarak "ben şunu okumak istiyorum" diyenlere açıkçası saygı gösteriyorum ben. Birçok genç, ergenlik yaşlarında farklı okuma istekleri yüzünden eleştiriliyorlar, afedersiniz ama siz hiç genç olmadınız mı? Tamam belki siz onların okuduklarını okumadan, müthiş bir edebiyat zevkine sahip olarak büyüdünüz ama bu onların okuma hevesini kırmanızı gerektirmez öyle değil mi? O yüzden diyorum ki okuyanı eleştirirken bir kez daha düşünelim...


2 Ocak 2013 Çarşamba

Kitap, Dergi, Kalem, Defter ve Türk Kahvesi


Dün gece aynen böyleydi işte. Türk kahvesi ne zamandır içmemiştim nasıl da canım çekti, dedim hemen yapayım, bir de elektrikli makinede yapıyorum pek güzel köpürüyor, tadı da şahane =) Kürk Mantolu Madonna'nın da en heyecanlı yerlerindeyim, ne olacak acaba derken elimden bırakamıyorum, ama bitirmem zaman alabilir çünkü aynı anda iki kitap daha var okuduğum, biri Obsidiyen diğeri ise iş gereği okuduğum bir kitap. Renkli ajandam var fotoğrafta bir de.

Gördüğünüz üzere CNBC-e Dergi'nin hediyesi. Aslında bu sene için şöyle özel ve güzel bir ajanda alayım diyordum ama bu da çok hoşuma gitti, şimdilik bununla başladım ama belli olmaz belki bir değişiklik yaparım. CNBC-e Dergi'yi de ne zamandır almıyordum, çok eskiden Formula1 Dergisi ile verilmeye başlandığı dönemlerden beri uzun bir müddet almıştım ancak 2 sene kadar önce bıraktım almayı, çünkü ne eskisi gibi sevdiğim diziler kaldı, ne de eski CNBC-e kaldı... Bu sayıda Doctor'u ve ajandayı görünce alayım dedim, hoşuma da gitti açıkçası fena değildi bu sayı. Bu arada şu sıralar en sevdiğim dizi Once Upon a Time, 1 Varmış 1 Yokmuş adıyla Fox'da yayımlanacakmış, nasıl sinir oldum. CNBC-e alsaydı iyi olurdu.


En üstteki dün geceye ait fotoğrafta da bu kalemlerden ikisini görüyorsunuz. Bunlar benim bir süre önce Pentorium'un bir giveaway'inden kazandığım kalemler. Uniball Majolica Majorca özel üretim kalemler, kazandığımda çok sevinmiştiö. Gerçekten çok güzel yazıyorlar ve çok sevimliler.

 
Kalem demişken, Stabilo point 88 kalemleri ne kadar sevdiğimi söylemiş miydim? Bu kalemlerden ikisi yılbaşında iş arkadaşlarımdan biri hediye etti, ben de bendeki diğerlerini buldum hemen yine aşkım depreşti. Uzun zamandır nedense kullanmıyordum, şimdi gidip çeşit çeşit renklerini almak istiyorum. Çok seviyorum bu kalemleri, ama nedense son zamanlarda pek bir pahalı. Bir de D&R'da kasanın yanına koymuyorlar mı, normalde 2.50'ye satılan kalemi D&R 3.75'e satıyor, şaka gibi!


D&R demişken Metis'in şu defterinde de gözüm vardı geçenlerde aldım. Ama başka çeşitleri de var, bunu o kadar sevdim ki sanırım onları da alacağım, küçük kitaplar gibiler, çok tatlı. Bunu kitap defteri yaptım, okuduğum kitaplarla ilgili notları alıyorum.

Alışveriş yapmak ne güzel şey, yeni kitaplar, defterler, kalemler... nasıl da mutlu ediyor insanı =)





1 Ocak 2013 Salı

Neil Gaiman'dan Yeni Bir Kitap

Neil Gaiman şüphesiz en sevdiğim yazarlar arasında ilk sıralarda. Ne yazarsa yazsın gözüm kapalı hiç düşünmeden alır, okurum. Anansi Boys yetişkin romanlarının ilki ve ve şimdi ikinci yetişkin romanı The Ocean at the End of the Lane 18 Haziran 2013'de çıkacak. Kitabın oldukça güzel bir kapağı var ve tabii ki fantastik bir hikaye olacağı belli.

Mutlu Yıllar!


Hepimize mutlu, sağlıklı ve bol kitaplı güzel yıllar! Evet sağlık gerçekten çok önemli, ben 4 gündür o kadar hastayım ki yeni yıla girdik mi onu bile anlayamadım=)) Aslında bugün kendimi daha iyi hissediyorum ve sonunda blogumda güncelleme yapabildiğim için mutluyum;)

Bu yukarıya koyduğum fotoğrafı çok seviyorum, geçen sene de yeni yıl yazımda bunu kullanmıştım, o kadar tatlı ve keyifli bir fotoğraf ki=)

Yeni Yıla girmek sanki herşeyi sıfırlamak gibi=) Mesela bu açıdan en sevdiğim şey goodreads okuma hedefimin sıfırlanmış olması=D Bugün kendime bu sene için yeni bir hedef belirleyeceğim. Geçen sene hedefim 50'ydi hatta sevgili Simay da böyle bir hedef koyabileceğimiz bir etkinlik düzenlemişti ona da katılmıştım. Ama sonuç tabii ki hüsran, 50 sayısı hedef olarak çok az olmasına rağmen yine tutturamadım. Bu sene hedefim kesinlikle daha yüksek olacak ve bu benim için son derece motive edici bir olay, umarım hedefime ulaşırım.

Ve hedefim...
Gördüğünüz üzere 120! Umarım bu hedefin aşağısında kalmam ve hatta daha fazlası ile 2013'ü tamamlarım=)) goodreads güncellendi ama tabii ki vikitap'ı da güncelledim, ben goodreads'i daha aktif bir şekilde kullanıyorum ama umarım vikitap'da da aktif olabilirim bu sene.

Evet umarım hepimiz için bol kitaplı bir sene olur 2013 =)